Kayıp ve Yas: Yasın Yolculuğu ve İyileşme Süreci

Hayat, sevinçler kadar kayıplarla da doludur. Bazen beklenmedik bir anda, bazen de zamanın kaçınılmaz getirdikleriyle yüzleşiriz. Sevdiğimiz birini, bir ilişkiyi, sağlığımızı ya da önemli bir yaşam biçimini kaybetmek, derin bir keder ve boşluk hissi yaratabilir. İşte bu duygusal süreç, ‘yas’ olarak adlandırılır. Yas, kaybın ardından gelen doğal ve evrensel bir deneyimdir. Ancak, her bireyin yas süreci benzersizdir ve bu süreç, yalnızca kaybı kabul etmek değil, aynı zamanda hayatımıza devam edebilmek için gereken duygusal iyileşmenin de bir parçasıdır.

Yas Nedir?

Yas, bir kaybın ardından yaşanan karmaşık bir duygu durumudur. Bu kayıp, bir yakının ölümü gibi somut bir kayıp olabileceği gibi, bir ilişkinin sona ermesi, bir hayalin yıkılması veya sağlığın bozulması gibi soyut kayıplar da olabilir. Yas, kaybın ardından gelen üzüntü, öfke, inkar, suçluluk, boşluk ve nihayetinde kabul gibi duyguların iç içe geçtiği bir süreçtir.

Yas, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir deneyimdir. Toplumun ve kültürün yas tutma biçimleri, bu süreci nasıl yaşadığımızı ve başa çıktığımızı etkileyebilir. Bazı kültürlerde yas, ritüeller ve toplu anmalarla dışa vurulurken, bazı kültürlerde daha içsel ve bireysel bir süreç olarak yaşanır.

Yas Sürecinin Evreleri:

Yas süreci genellikle beş evreyle tanımlanır, ancak bu evrelerin sıralaması ve yaşanma biçimi her birey için farklı olabilir:

1. İnkar: Kaybın hemen ardından gelen bu evrede, kişi gerçeği kabullenmekte zorlanır. “Bu olamaz, böyle bir şey başıma gelmiş olamaz,” gibi düşünceler yaygındır.

2. Öfke: Kaybın ardından duyulan acı, genellikle öfke olarak dışa vurulur. Bu öfke, kaybın nedenlerine, kendimize ya da hatta kaybettiğimiz kişiye yöneltilebilir.

3. Pazarlık: Bu evrede kişi, kaybı geri getirmek ya da acıyı hafifletmek için kendi iç dünyasında pazarlık yapmaya başlar. “Eğer şunu yapsaydım, bu olabilirdi,” gibi düşüncelerle geçmişi sorgulama yaygındır.

4. Depresyon: Kaybın ardından gelen keder, yoğun bir boşluk ve ümitsizlik duygusuna dönüşebilir. Bu evrede kişi, kaybın ağırlığını derinden hisseder.

5. Kabul: Son evrede, kişi kaybı kabul eder ve yavaş yavaş bu yeni duruma uyum sağlamaya başlar. Yas sona ermez, ama hayatın devam ettiği gerçeğiyle barışılır.

Yasın Fiziksel ve Duygusal Etkileri:

Yas sadece duygusal bir süreç değildir; aynı zamanda fiziksel belirtiler de gösterebilir. Uykusuzluk, iştah kaybı, enerji eksikliği, baş ağrıları gibi belirtiler, yasın fiziksel etkileri arasında sayılabilir. Bu süreçte stres hormonu seviyelerinin yükselmesi, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kişi hastalıklara karşı daha hassas hale gelebilir.

Duygusal olarak ise kişi kendini suçluluk, umutsuzluk, boşluk ve hatta değersizlik hisleri içinde bulabilir. Bu duygular, zaman zaman depresif bir duruma evrilebilir ve bu noktada profesyonel destek almak önemli hale gelebilir. Yas sürecinde kişinin kendine karşı anlayışlı olması ve bu duyguların normal olduğunu bilmesi, iyileşme sürecini kolaylaştırabilir.

Yasla Başa Çıkma Yöntemleri:

Yasla başa çıkmak kolay değildir, ancak bazı yöntemler bu süreci daha sağlıklı bir şekilde atlatmanıza yardımcı olabilir:

1.Destek Aramak: Yas sürecinde yalnız hissetmek yaygındır. Aile, arkadaşlar ve profesyonel destek bu süreçte en büyük yardımcılarınız olabilir. Kendinizi ifade etmekten çekinmeyin; konuşmak, duygularınızı anlamanıza ve kabul etmenize yardımcı olabilir.

2. Kendinize Zaman Tanıyın: Yas, aceleye getirilebilecek bir süreç değildir. İyileşme zaman alır ve bu süre içinde kendinize karşı sabırlı olmalısınız. Kaybınızı ve duygularınızı kabullenmek zaman alacaktır, bu yüzden kendinize bu süreci yaşama izni verin.

3. Ritüeller ve Anma: Kaybettiğiniz kişiyi ya da durumu anmak, hatıralarını yaşatmak, yas sürecinde size yardımcı olabilir. Bir mektup yazmak, anma törenleri düzenlemek veya bir hatıra köşesi oluşturmak, kaybettiğiniz şeyin hayatınızdaki önemini sürdürmenize yardımcı olabilir.

4. Sağlıklı Alışkanlıklar Edinmek: Fiziksel sağlığınıza dikkat etmek, yas sürecinde önemli bir destektir. Düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek ve yeterince uyumak, hem bedeninizi hem de zihninizi güçlü tutmanıza yardımcı olabilir.

5. Profesyonel Yardım Almak: Yas süreci karmaşık ve zor olabilir. Eğer bu süreçte kendinizi başa çıkılamaz bir durumda hissediyorsanız, bir İzmir yas terapistinden ya da danışmandan destek almak çok faydalı olabilir. Profesyonel yardım, duygusal yükünüzü hafifletmeye ve yas sürecini sağlıklı bir şekilde atlatmanıza yardımcı olabilir.

Yasın Uzun Dönem Etkileri ve İyileşme:

Yas, belirli bir zaman dilimiyle sınırlı bir süreç değildir. Kaybın ardından geçen yıllar bile, belirli dönemlerde yasın yeniden canlanmasına neden olabilir. Önemli tarihler, anılar ya da hatırlatıcılar, kaybı yeniden hissetmenize neden olabilir. Ancak bu, yasın tamamen sona ermediği anlamına gelmez; aksine, bu durumlar kaybı onurlandırma ve onunla yaşamayı öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Yas, hayatınızın bir parçası haline geldiğinde, onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmek, duygusal sağlığınız için önemlidir. Kaybettiğiniz kişiyi, ilişkiyi ya da durumu hatırlamak, yas sürecinin bir parçası olarak hayatınızda yerini alabilir. Bu anılar, sizin bir parçanız haline gelir ve hayatınıza anlam katmaya devam eder.

Yas, insan deneyiminin kaçınılmaz bir parçasıdır ve bu süreçle başa çıkmak, hayatın en zor ama aynı zamanda en öğretici yolculuklarından biridir. Yas süreci boyunca kendinize ve duygularınıza karşı nazik olun, bu sürecin sizi olgunlaştırmasına ve hayata dair daha derin bir anlayış kazandırmasına izin verin. Unutmayın, yas tutmak kaybettiğiniz şeylerin değerini ve hayatınızdaki yerini onurlandırmanın bir yoludur. 

İzmir Psikolog | İzmir Yas Terapisi | Alsancak Psikolog

Panik Atak ve EMDR Terapisi

Korku ve kaygı duyguları her insanın hissettiği temel duygulardandır. Beynimiz herhangi bir gerçek tehdit içeren durumu algılar, sempatik sistemimiz devreye girerek bizi o tehlikeden korumak için savaş ya da kaç mekanizmasını devreye sokar ve kendini korumaya alır.
Panik atak ise, kişinin gerçek bir tehdit olmamasına rağmen duyduğu yoğun korku duygusu yaşaması durumudur. Panik atakta gerçek bir tehdit faktörü yoktur ve kişi yoğun korku ve kaygı duygusunu en üst seviyede hisseder, bu duygulara rahatsızlık verici beden duyumları (hızlı kalp atması, nefes almada güçlük, terleme, titreme, baş dönmesi vb.) da eklenir. Panik atak dakikalar içinde zirveye ulaşır ve bedensel belirtiler ile kendini gösterir.

Panik Atak Belirtileri:

  • Kalpte çarpıntı ,kalbin hızlı atması
  • Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi
  • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
  • Baş dönmesi, sersemlik, baygınlık hissi
  • Uyuşma ya da karıncalanma
  • Üşüme, ürperme ya da ateş basması
  • Bulantı, karın ağrısı
  • Titreme, sarsılma hissi
  • Kendisinin veya etrafının değişiyor algısı, kendine ve etrafa yabancılaşma
  • Kontrolünü kaybetme veya çıldırma korkusu
  • Ölüm korkusu

Bu belirtiler kişinin kaygılı olduğu bir anda ortaya çıkabileceği gibi, kişinin sakin olduğu bir durumda da bir anda bastırabilir.
Yoğun korku duygusu ve bedensel belirtiler ile birlikte kişi aklını yitirme korkusu, ölüm korkusu gibi duyguları da yoğun yaşamaya başlar. İlk panik atak sonrası, “ya bir daha panik atak yaşarsam” düşüncesi ile de korkular ve ataklar tetiklenebilir. Panik atak ile kimse aklını yitirmez ve kimse ölmez.

Panik atak ile birlikte kişinin yaşam kalitesi düşmeye başlar ve kaçınma davranışları ortaya çıkabilir. Dışarı çıkmak istememe, kapalı ortamlarda bulunmaktan kaçınma, spor ve cinsellikten uzak durma gibi kaçınma davranışları ortaya çıkabilir. En başlarda kişi kendine ne olduğunu tam anlayamadığı için fizyolojik bir rahatsızlık yaşadığını düşünerek sık sık doktora, acile gitme gibi bir örüntü içine girer.

Panik atakta o an için gerçek bir tehdit durumu olmamasına rağmen kişinin yaşam öyküsüne bakıldığında, stresli ve olumsuz yaşam deneyimlerinin fazla olduğunu görebiliriz. Geçmiş olumsuz yaşam olayları ve stres ile baş edilemeyen noktada artık beden uyarı verir ve panik atak semptomları ortaya çıkmaya başlar. Yani stresli ve olumsuz yaşam olaylarının panik atak rahatsızlığına yol açabileceğini söyleyebiliriz.

EMDR Terapisi ile Panik Atak Tedavisi:

Öncelikle panik atakların kendisinin kişide bıraktığı olumsuz düşünce, duygu ve beden duyumlarının ve öncesinde yaşanmış olumsuz yaşam olaylarının duyarsızlaştırılması ve yeniden işlemlenmesi ile semptomlar yavaş yavaş ortadan kalmaya başlar. Panik atak, EMDR terapisi ile kısa sürede iyileşme ile sonuçlanmaktadır.

İzmir Psikolog| İzmir Panik Atak Tedavisi| EMDR İzmir

İnsan Neden Aldatır ? İzmir Psikolog

      Neden aldatırız? Aslında bu sorunun bir çok cevabı olduğunu söyleyebiliriz. Seanslarda danışanlarımda gözlemlediğime ve literatür araştırmalarına göre bu sorunun cevabını ufacık da olsa sizlerle paylaşmak istedim. 

     Öyledir ki aldatma, kişinin bu terime nasıl bir anlam yüklediği ile ilgili bile değişebilmektedir. Fiziksel tamasa dayalı bir ilişki mi aldatmadır, duygusal bir bağa dayanan mı, yoksa her ikisi de mi ?

Bir ilişkideki doyum; ilişkideki beklentilere, cinselliğe ve duygusal ihtiyaca göre şekillenir genelde. Bu alanlarda karşılanamayan ihtiyaçların olması kişiyi aldatmaya iten faktörlerden olabilmektedir. Genelde aldatma davranışını erkeklerin daha sık yaptığı kanısı olsa da bu davranışa kadınlarda da sıklıkta rastlanabiliyor. 

     Duygusal aldatma, daha çok ilgi eksikliği ve ilişkideki duygusal eksikliten kaynaklanan bir aldatmadır. İlişki içinde ilgi ve sevgi ihtiyacının karşılanmadığını hissetme, karşıdakinin onu anlamaya çalışmadığını düşünme, tek bir tarafın aktif ve motivasyonunun olması gibi nedenleri duygusal aldatma nedenleri arasında sayabiliriz. Bazen de birey cinsel açıdan tatmin olamayabilir, bu durum da genelde kişiyi ilişki dışı bir yolla cinsel doyum ulaşmaya itebilir ve cinsel aldatmaya neden olabilir. 

     Yapılan araştırmalara göre, bağlanma stillerimizin de romantik ilişkilerimiz üzerindeki etkisini biliyoruz. Güvenli bir bağlanma örüntüsü olan kişilerin, kaygılı bağlanma örüntüsü olan kişilere nazaran daha az aldatma davranışı gösterdiği söylenebilir. Tabi ki bu durum o kadar çok dinamiğe bağlıdır ki, bağlanma örüntüsünden, erken çocukluk deneyimlerine, ebeveyn tutum ve yaklaşımlarına göre çok geniş bir yelpazede değerlendirilmesi çok daha işlevsel olmaktadır.

Bireysel Terapi ve Kendi Anlam Arayışınız İçin Psikolog Ecem Çakın Yanınızda. Aldatmak Kişisinin Kendine Verdiği Değersizliğin bir göstergesidir. Hızlı Randevu İçin Hemen Arayınız.

İzmir Psikolog | İnsan Neden Aldatır

Yalan Söyleme Davranışı: Çocuklar Neden Yalan Söyler ?

   Yalan, doğruluk payı taşımayan ve karşıdaki kişiyi yanıltmaya yarayan sözler içerir. Çocuğun 5 yaşına kadar söylediği yalanları çok ciddiye almamak gerekir ama çocuk yaşı büyüdükçe bu yalanlar devam ederse ve çocuk gerçeği saklayıp karşıdaki kişi yanıltılmaya devam ederse burada büyük bir sorundan söz edebiliriz. Özellikle de okul öncesi dönemdeki çocuklar gerçeği tam olarak algılama kapasitesine ulaşamadıkları için, anlattığı gerçek olmayan şeyleri direkt yalan olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır.

Çocuklarda Yalan Söyleme Davranışı:

İzmir Psikolog bazı çocuklar dikkat çekmek ve ilgilenilmek amacıyla da gerçek olmayan hikayeler uydurabilirler, bu gibi durumları da yalan olarak etiketlememek gerekir. Daha çok 3-4 yaşındaki çocukların söyledikleri yalanları sözde yalanlar olarak nitelendirebiliriz. Burada amaç gerçekten yalan söylemek değildir. Örneğin, evde bir tabağı kıran çocuk bunun kendi davranışı değil de kardeşinin davranışı olduğunu söyleyebilir. Burada çocuk annesinden azar yememe amacıyla bu söyleme başvurmuş olabilir. Ayrıca, çocukların 2-3 yaşlarında var olduğunu savunduğu hayali arkadaşları da sözde yalan örnek olarak gösterilebilir. Eğer çocuk gerçekle gerçek olmayanı ayırt edebilir düzeye gelmişse ama hâlâ doğru olmayanı söylüyorsa, burada alışkanlık hâline gelmiş yalandan bahsedebiliriz. Bu yalan türü kasıtlıdır ve karşıdaki kişiyi yanıltmayı amaçlar. Bu noktada kişi kendini yalan söylemekten alıkoyamaz, kendini kontrol edemez ve bencilce davranır. Başkalarının haklarına değer vermesi konusunda aile içinde eksik eğitim almış çocuklar bu tür yalan söyleme davranışını sıklıkla kullanırlar. Psikolog Ecem Çakın Yalan Söyleme Üzerine Ciddi Çalışmalar Yapmış Uzman Bir Terapist ‘ tir

   İzmir Psikolog çocuğun çevresinde yalan söyleyen büyükler ve başka kişiler varsa, çocuk onları model alıp yalan söyleme davranışını sergileyemeye de başlayabilmektedir. Ebeveynlerin çocuğu sürekli kıyaslaması, ondan fazla beklentide bulunmaları, çocuğu gereksiz veya fazla cezaya maruz bırakmaları gibi durumlar da çocuğu yalan söylemeye iten faktörlerdendir. Öncelikle ebeveynler çocuğa iyi bir rol modeli olmalı ve onları yalan söylemeye itebilecek davranış ve tutumlardan kaçınmalı, çocuk yalan söylediğinde onu suçlayıp aşırı sorgulamamalıdırlar. Çocuğu yalan söylemeye iten faktörler iyi saptanmalıdır. Böylelikle yalan söyleme davranışı ortadan kalkmaya başlayacaktır.

Çocuk Psikolojisinin Temelinde Aile Faktörü çok değerlidir. Bu bağlamda Çocuk Ergen Terapisti Ecem Çakın Ebeveyn Eğitim ve Bilgilendirme

Çocuk Ergen Terapisti Ecem Çakın | Çocuklarda Yalan Söyleme

İzmir Psikolog-Çocuklarda İçe Kapanıklık

  

    İzmir Psikolog çocuklarda saldırgan davranışların büyük bir problem olmasının yanı sıra, içe kapanık olmak da başlı başına bir sorundur. Çoğu zaman çekingen ve içe kapanık olmak, ebeveynler tarafından çocuktaki uysallık ve usluluk olarak nitelendirilmektedir. Çocuğun kendini ifade edebilmesi, çocuğun gelişimi açısından çok önemlidir. Kendini ifade etmekte zorlanan, duygu ve düşüncelerini rahatlıkla paylaşamayan çocuklarda zamanla sıkıntılı durumlar ortaya çıkabilmektedir.

İzmir Psikolog eğer çocuk arkadaş edinmede, oyunlara katılmada güçlük çekiyorsa, yalnız kalmayı tercih ediyor ve çevresine, akranlarına karşı ilgisizse, istek ve ihtiyaçlarını dile getiremiyorsa ya da dile getirmekte zorlanıyorsa, şaka ve eğlencelere katılmakta sorun yaşıyorsa, herhangi bir zeka geriliği olmaksızın öğrenme konusunda geriden geliyorsa, bu gibi durumlar çocukta içe kapanıklığın belirtileri olabilir. Literatürde aralarındaki ilişki tam olarak açıklanamamış olsa da sosyal fobi, içe kapanıklığın en sık rastlanan türü olarak açıklanmaktadır. Sosyal fobisi olan kişiler etrafındaki kişilerden ve sosyal etkinliklerden kaçınırlar ya da bu eylemleri çok sıkıntı yaşayarak yaparlar, çevreleri tarafından olumsuz değerlendirilme korkuları mevcuttur ve bu kişiler topluluk içinde konuşmaktan uzak dururlar.  Ayrıca, çocuktaki özgüven eksikliği de çocuğun kendini ifade etmesini zorlaştırır ve içe kapanmasına neden olabilir. Duyguları ve uygun olan tepkileri ebeveyn tarafından ceza ile bastırılan ve bir yanlış yaptığında suçlanan çocuklar, kendine olan güvenlerini gitgide kaybedecek, yanlış bir şey yapmamak için susacak ve içine kapanacaktır. Bu yüzden bu noktada ebeveynlerin sergileyecekleri tutum ve davranışlar da çok önem taşımaktadır.

     Bu problemi yaşayan çocukların ebeveynleri, çocuğa bol bol söz hakkı vermeli, duygu ve düşüncelerini açıkça ifade edebilmesi için çocuğu cesaretlendirmeli, ona değer vermeli, bol bol birlikte vakit geçirmeli ve sevgilerini açıkça belli etmelidirler. Çocuk, içe kapanıklığını yenmek için spor ve sanat aktivitelerine de yönlendirilebilir. Tüm bunlara rağmen ilerleme kaydedilmiyorsa mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır.

İzmir Psikolog Çocuk Terapisi Uzman Psikolog Ecem Çakın Sizin Yanınızda. Randevu İçin Bizi Arayınız.

İzmir Psikolog | İçe Kapanıklık | Ecem Çakın

İzmir Psikolog – Çocuklarda Tırnak Yeme Davranışı

tirnakkk 1

Çocuklarda tırnak yeme davranışı genellikle 3-4 yaşlarında ortaya çıkmaya başlamaktadır. Yapılan araştırmalar kız çocuklarında erkeklere oranla bu davranışa daha sık rastlandığını göstermektedir. Bu davranışın ortaya çıkma nedeni çeşitli olabileceği gibi, bu davranış daha çok duygusal problemlerden kaynaklanmaktadır. Çocuk tırnaklarını sıkılmaktan, meraktan, stresten veya nedensiz bir şekilde yiyebilir ve bu bir süre sonra alışkanlık hâline gelir. Çocuğun çevresinde tırnak yiyen bir kişi varsa, çocuk bu davranışı model alıp taklit edebileceği için de bu davranış ortaya çıkabilmektedir. İzmir Psikolog Çocuk Ergen Terapisi ve Danışmanlık Hizmetleri çocuk tırnak yeme davranışlarını kontrol altına almaktadır.

Bazı çocuklar, heyecanlarını ve yaşadığı yoğun duyguları bastırabilmek için de tırnak yeme davranışı sergileyebilir. Bu, çocuğun ruhsal problemleriyle bir baş etme yöntemidir. Tırnak yeme davranışı aynı zamanda çocuktaki güvensizliğin belirtisi olarak görülmektedir. Ebeveynlerin çocuğa karşı olan baskıcı ve otoriter eğitim tarzı, çocuğun sürekli eleştirilmesi, azarlanması, yetersiz sevgi ve ilgiye maruz kalması gibi durumlarda da bu davranış ortaya çıkmaktadır. Bu davranışa; mutsuzluk, öfke, stres, kaygı, çatışma gibi durumlarda daha çok rastlanır. Aile içinde çatışmaların yaşanması, çocuğun kardeşinin doğması, okula başlama, anne ve babanın başarı kaygısının yüksek olması gibi stres yaratan durumlarda da tırnak yeme davranışını ortaya çıkmaktadır. Tırnak kenarındaki derinin kopartılması, çocuktaki tırnak yemenin ileri boyutuna örnek olarak verilebilir.


Özellikle çocuğa sıkıntı veren ve bu davranışa neden olabilecek faktörler iyi saptanmalı ve bu konular üzerine çalışılmalıdır. Çocuğun kendini güvende hissetmesi, bu davranışın ortadan kaybolmasına büyük ölçüde etki edecektir. Çocuk, enerjisini dışarı atabileceği spor ve sosyal faaliyetlere de yönlendirilebilir. Böylelikle çocuğun dikkati başka yerlere çekilerek, tırnak yeme davranışında azalma görülebilir. Tüm bunlara rağmen ilerleme kaydedilmiyorsa mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır.

İzmir Psikolog Bölgesinde Çocuk ve Ergen Alanında Uzman Ecem Çakın Ebeveyn Destekli Terapi Yöntemleriyle Sizlere Destek Olmaktadır.

Randevu İçin Bizi Arayınız.

İzmir Bölgesinde Oyun Terapisi Davranış ve Davranış Problemlerinin bir çoğuna çözüme kavuşturmaktadır. Psikolog Ecem Çakın Oyun terapisi uzmanı olarak her zaman yanınızda.

İzmir Psikolog | Psikolog Ecem Çakın | Tırnak Yeme

Çocukluk Dönemi Korkuları

çocukluk-dönemi-korkuları

Bazen ailelerin çocuklarının korkularının normal olup olmadığını sıklıkla merak edip sorduklarını gözlemlerim. Gelişim çağına uygun mu, yoksa hemen profesyonel destek alınmalı mı ? Nasıl davranmalıyız? Özellikle 4-6 yaş okul öncesi dönemde ve 7-10 yaşları arasındaki çocuklarda korkularda bir artış görülmektedir. Düşünce sistemleri yetişkinlerinki kadar gelişmediği ve çok boyutlu düşünemedikleri için, çocuklardaki bazı korkuların var olması da normal karşılanmaktadır. Düşünce sistemleri geliştikçe yaşadıkları korkular da azalma gösterecektir.

  • 2-6 yaş arasındaki çocuklar genelde hayaletlerden, köpek gibi hayvanlardan ve ebeveynlerinden ayrılma korkusu yaşarlar.
  • 7-12 yaş arası çocuklar ise, doğal afetlerden ve sınav başarısızlığı gibi okulla ilgili konularda korku yaşamaktadırlar.
  • Yoğun korku yaşayan çocukların ebeveynleri öncelikle çocuklarının korkularını yenebilmeleri için onları cesaretlendirmeli ve duygularını anlayan bir yerden bakmalıdır.
  • Ebeveynler aynı zamanda çocuktaki korkunun tetikleyicisi olabilecek tutum, davranış ve söylemlerden uzak durabilmeli (“ söz dinlemezsen seni öcüler alır”, “ağlarsan doktor iğne yapacak”, “köpeğe yaklaşma, ısırır” gibi…)
  • Çocuğun yaşadığı korku hakkında konuşulmalı, korkusunun anlamsız yönleri çocuğa anlatılmalı ve korkusunu tetikleyen unsurlar iyi tespit edilmelidir.
  • En önemlisi de tetikleyicileri ortadan kaldırmak ve çocuğa güvendeyiz ve yanındayız mesajını verebilmektir.
  • Gelişimsel açıdan olağan sayılan korkular zamanla ortadan kalkmaz, devam ederse ve  çocuğun hayatını etkileyecek seviyeye ulaşırsa, bu durumun araştırılması ve mutlaka profesyonel bir şekilde tedavi edilmesi gerekmektedir…
       İzmir Psikolog | Çocuk Dönemi Korkuları

Oyun Terapisi Nedir?

oyun terapisi izmir

Oyun, çocukların hayatında bolca yer kaplayan, hem eğlenip hem de öğrendikleri bir etkinliktir. Aynı zamanda oyun, çocukların duygusal, sosyal, bilişsel, dil, psikomotor ve kişilik gelişimlerini de olumlu yönde etkilemektedir. Çocuklar, biz yetişkinler gibi yaşadıkları sorunları sözcüklere dökemezler. Çocukların kendini ifade şekli en iyi bildikleri yol olan oyun ile sağlanmaktadır. Çocuk için oyun, duygu ve düşüncelerini ifade etme, yaşantılarını aktarma, ilişkiler kurma ve keşfetme, doyum sağlama yoludur. Oyuncakları çocuğun sözcükleri, kurduğu oyun ise çocuğun ne anlatmak istediği olarak nitelendirilebilir.

İzmir Oyun terapisi; çocuğun yaşadığı problemlerin, oyun terapisi alanında bir uzman İzmir oyun terapisti eşliğinde oyun ve oyuncaklar aracılığıyla çözümlendiği bir terapi yöntemidir. Oyun terapisinde çocuk, yaşadığı içsel süreçleri, çatışmaları oyuncak ve kurduğu oyun ile aktarır. Terapist, çocuk ile kurduğu güvenli alanda çocuğun onun oyununa eşlik ederek çocuğun yaşantı ve duygularını anlama ve iyileştirme fırsatı bulur. Yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş olmak üzere oyun terapisinin de birçok oyun terapisi türü mevcuttur.

Hangi Yaşa Oyun Terapisi Uygulanır?

2-11 yaş arasındaki çocuklara uygulanabilmektedir. Çocukların sembolik oyun kurmaya başladığı yaş 2 yaş olduğundan, oyun terapisi için çocuğun en az 2 yaşında olması gerekmektedir.

Oyun Terapisi Hangi Problemlerin Çözümünde Kullanılır?

Travmalar
• Bağlanma sorunları
• Yeme problemleri
• Uyku problemleri
• Korku ve kaygı problemleri
• Kaka tutma-alt ıslatma problemleri
• Evlat edinilme
• Öfke problemleri
• Boşanma sonrası uyum süreci
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
• Okula uyum problemleri
• Sebebi anlaşılmayan baş ve karın ağrıları
• Seçici konuşmazlık

İzmir çocuk psikoloğu ve İzmir oyun terapisti olarak bu konularla çalışmaktayız.

Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

Deneyimsel oyun terapisi, Byron E. Norton ve eşi Carol C. Norton tarafından geliştirilmiş bir oyun terapisi türüdür. Çocuğun oynadığı oyuncakların ve kurduğu oyun ortamlarının sembolik anlamları mevcuttur. Oyunlar sırasında bu sembolik anlamlar terapist tarafından değerlendirilir. Bu oyun terapisinde yönlendirme ve müdahale olmaz. Oyunun kahramanı çocuktur ve oyunu çocuk şekillendirirken, terapist kurduğu güvenli ortamda çocuğun oyununa eşlik eder. Çocuğun terapist ile kurduğu ilişki iyileşmeyi sağlayan büyük bir güç halini alır. Çocuk, dış dünyada yaşadığı problemleri oyununa yansıtır, tekrar deneyimler, aynı duyguları tekrar yaşayabilir ve üzerinde çalışarak nasıl baş edeceğini keşfeder. Çocuk oyun içinde güçlendikçe, iyileşme de başlar. Oyun seansları haricinde aile ile yapılacak görüşmelerde de, çocuğun iyileşme sürecine katkı sağlayacak bazı çalışmalar planlanabilir.

   İzmir Psikolog | İzmir Oyun Terapisi | İzmir Oyun Terapisti | İzmir Çocuk Psikoloğu